Pıfff

Sizce de dünya çok sıkıcı değil mi?

Reklamlar

Dönersen Islık Çal

Hiç bekleme, dönemem, dönemem belki de
Hasretin bir ince güz yarası beni neden sevmedin

Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı ayrılık akşamı
Duvarda asılı resminle bir benden, bir sen geçiyor,
Kaç mevsim, kaç mektup yaktım da bilmedin
Hasretinden ölmedim, geçecek bütün bunlar geçecek
İnanma yalan hepsi sevgilim

N’olur bir şey sorma, döneceğim, döneceğim sana
Takvim sorup n’olur karalar, karalar bağlama

Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı ayrılık akşamı
Duvarda asılı resminle bir benden, bir sen geçiyor,
Kaç mevsim, kaç mektup yaktım da bilmedin
Hasretinden ölmedim, geçecek bütün bunlar geçecek
İnanma yalan hepsi sevgilim

Söz & Müzik: Manuş Baba

Boş Düşünce Balonu

“İnsanın en büyük düşmanı kendisidir.” Dedi gözleri bağlanan Tanrı.

Kırmızı bir kanepenin üzerinde geçen 238. gün, ölümden farksız, zoraki bir varoluş, her gece yüzleştiğim geçmişim, beynimi ısıran kuduz bir köpek, iniltiler ve tanrıya ettiğim küfürler, adeta güzelliklerini bedenime yansıtıyor. 21. yaşımda yaptığım bir hata yüzünden, insanların dünyasından soyutlandım ve aciz bir gövdenin içine hapsederek benliğimi yeni bir dünya kurdum kendime, kirli hayallerimden.

Ah tanrı sana soracağım sorular yüzünden beni yakınlarında istemediğini biliyorum, bu yüzden ne yapsam bu lanetli dünyadan ayrılmama izin vermiyorsun.

Hikayenin sonunda hepimizin öleceğini biliyorum ama ben bu hikayenin sonunu beklemek istemiyorum, annemin ölümünü görmek istemediğim gibi, insani değerlerimi ve toplum normlarına olan saygımı yitirmemden kaynaklanıyor, ölüme karşı duyduğum bu tutku. İşin özüne bakacak olursak, yalnız ölmek istemiyorum. Sanırım, korkuyorum.

Tam tamına 238 gündür yaşayan bir cesetten farkım yok bu sikik kanepenin üzerinde. Ölümü bir panayır gibi arzuluyorum her soluğumda ve biliyorum bu benim kurtuluşum olacak. Bir çocuğun hiç göremeyeceği panayır arzusunu bilir misiniz? Ne yaparsanız yapın, uzanamayacağınız bir dala benzer ya da erişemeyeceğiniz ama bir yerlerde var olduğunu bildiğiniz bir bisiklete veya hiç bir zaman sizi sevmeyecek birine karşı duyduğunuz aşka.

Beni soracak olursanız her hangi bir adım yok, sahte gülücükler eşliğinde kokuşmuş ağızlardan duyulan ”Cesur” dışında, bana soracak olursanız, aslında hiç bir anlamı yok isimlerin, yüreğine dokunamadığınız, gözyaşlarını paylaşamadığınız ve gülüşlerine ortak olamadığınız hiç bir insanın anlamının olmadığı gibi.

Yalnız kaldığım zamanlarda, yapabildiğim en etkili aktivitenin geçmişimle yüzleşmek olduğunu düşünüyorum.

Annem ne zaman alnımdan öpse, bir kaç dakika sonra dışarıya çıkacağını söyler. Sokak kapısının kapanıp, kilitlendiğini duyduktan sonra, sırt üstü uzandığım kanepenin üzerinden gövdemi iterek yüzüstü zemine düşerim, kazadan sonra tanrının armağan olarak bıraktığı ve tek kullanabildiğim sağ kolumun yardımıyla sürünerek, annemin yatak odasına gider ve çeyiz sandığından babamın beylik tabancasını alır, çenemin altına dayar ve hiç tereddüt etmeden tetiğe basarım.

Evet bunu annemin dışarıya çıktığı her zaman yaparım, yapardım, yapmaya da devam edeceğim, ölü bir bedene gömülmüş boş düşünce balonlarından başka bir şey olmadığımı bile bile.

 

 

 

Bu ne şimdi…

Biz çirkin olandık, parası olan ucubelerin kollarına taktıkları kokoşların gözünde, paraydı insanı güzel gösteren. Herkesin yaşama hakkı, yaşamdan tad alma hakkı, seçme hakkı elbette vardı ve daim de olmalıydı. Biz o hakka benziyorduk, yemeğin ardından ikram edilen tatlı gibi bir şeydik işte. Lokanta sahibinin müşteri çekmek için özenmeden hazırladığı ve müşterinin de beleş olduğu için bir kaşık atıp bıraktığı sikimdirik bir tatlı işte, hayatımıza giren her insanın bir kaşık alıp bıraktığı.

Hay sikeyim yine sonbaharımdan yakaladı şehir, saçmalığın sağanak bir tadı var, soğuğun göğsüme, Cem’in çığlıklarının sırtıma vurduğu. Amma da kederli gökyüzü. Bugün sararmış yapraklarda gördüm sahi sen sonbahar mısın kabullenmeye çalışırken kalemini boğazıma sapladığın.

Yazların güzel tadlarını unuttum, büyülü bir dünyanın içinde aklım kimseye ermiyor, dokunamıyor sonra öpemiyor sen gibi. Yine karnımda sarmaşıklar dolambaçlı yollar gibi seni aklıma getirene kadar ölüyorum. Yani her yolum sana çıkıyor ama ben seni unutuyorum ölerek, bölünerek ve yiterek.

Bir dağ gibi düşmanım parçalarımı çalan yağmura, güneşe ve rüzgara. Eksilmiyorum çoğu. Zamanın olmadığı yerde büyümezmiş çocuklar. Ben de ölmüyorum sırf sana inat. Rüyalarıma düşen yıldırımlar yıkıyor yuvamı, yine delirdim ben yalnızlığa.

Boynumdan öperdin ya,

öpsene…

Yüzleşme

d5a9d68b4762ce5aeb32e2789262b84d

Çoktan giderdim rengi solmuş bu şehirden bir gün döneceğini bilmesem, her gün bölünürmüydüm sanıyorsun döneceğin günün ayazına, biliyorum geliyorsun çünkü sen de bensiz ölüyorsun, yaşayabilseydin ben de yaşardım ve en çok da buna şaşıyor aklım, hiç bir hesabım kalmamışken varlığınla neden içimi jiletliyor lanet olası yokluğun hâla. Sensiz her günüm sıradan, gülücüklerim, susmalarım, sevmelerim ve sevilmelerim, bir tadı olmalı dediğimde hayatın aklıma gelen dudakların çünkü seni hâla öldüremedim, senin de beni öldüremediğin gibi lanet olsun daha ne kadar olabilirse.

 

Görsel: http://kosmobil.deviantart.com

Gecenin Ucunda

Hafif hafif bir şeyler düşüyor gecemin üzerine, mevsim baharın sonu gibi hüzün. 

İçimde bir yalnızlık şarkısı, şehrin üzerine damla damla işliyor soğuyan hayallerim.

Bir de karanlık var şehrin ışıklarını boğan, aklım sana gidip gidip geliyor.

Kırık bir şemsiye gibi kollarım seni sarmaya çalışırken, rüzgar ise her zaman ki gibi deli.

Uzun ve saçma hikayeler anlatmalıyım, kollarımda uyuyan gövdene.

İnsanların sesleri yok, adeta herkes susmuş oysa biz bağırırdık her gece, her geceye.

Urgan

Yağlı bir urgandı hayat, boğazıma düğümlenen

Her yalnız gecenin koynunda usulca daralan

En çokta kendi dünyama yabancı yaşanmışlıkların artıkları

Ellerime pişmanlıklarla işlenmiş yokluğuna ait soğukluk

Ne ilk ne de son bu ölmeler, hiçliğe adadığım

Mavi bir gökyüzü kadar sessiz varoluşumun ağırlığı

Gecenin koynuna hapsolmuş kokusuz çiçeklerden ziyade

Anlatamadığım kadar boğulduğum bir hikayede oynadığım rol

Ve yaşamak istemediğim bir hayatın yegane armağanı

Urgan

Elfida

slack-imgs-600x387

Yüzün geçmişten kalan
Aşka tarif yazdıran
Bir alaturka hüzün
Yüzün kıyıma vuran
Anne karnı huzur
Çocukluğumun sesi
Senden bana
Şimdi zamanı sızdıran
Şımartılmamış aşkın
Sessizliğe yakın
Kimbilir kaç yüzyıldır
Sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin
Ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun
Hakkını almış yılların
Elfida
Bir belalı başımsın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Elfida
Sen eski bir şarkısın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Şımartılmamış aşkın
Sessizliğe yakın
Kimbilir kaç yüzyıldır
Sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin
Ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun
Hakkını almış yılların
Elfida
Bir belalı başımsın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Elfida
Sen eski bir şarkısın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida

Haluk Levent