Gecenin Ucunda

Hafif hafif bir şeyler düşüyor gecemin üzerine, mevsim baharın sonu gibi hüzün. 

İçimde bir yalnızlık şarkısı, şehrin üzerine damla damla işliyor soğuyan hayallerim.

Bir de karanlık var şehrin ışıklarını boğan, aklım sana gidip gidip geliyor.

Kırık bir şemsiye gibi kollarım seni sarmaya çalışırken, rüzgar ise her zaman ki gibi deli.

Uzun ve saçma hikayeler anlatmalıyım, kollarımda uyuyan gövdene.

İnsanların sesleri yok, adeta herkes susmuş oysa biz bağırırdık her gece, her geceye.

Urgan

Yağlı bir urgandı hayat, boğazıma düğümlenen

Her yalnız gecenin koynunda usulca daralan

En çokta kendi dünyama yabancı yaşanmışlıkların artıkları

Ellerime pişmanlıklarla işlenmiş yokluğuna ait soğukluk

Ne ilk ne de son bu ölmeler, hiçliğe adadığım

Mavi bir gökyüzü kadar sessiz varoluşumun ağırlığı

Gecenin koynuna hapsolmuş kokusuz çiçeklerden ziyade

Anlatamadığım kadar boğulduğum bir hikayede oynadığım rol

Ve yaşamak istemediğim bir hayatın yegane armağanı

Urgan

Elfida

slack-imgs-600x387

Yüzün geçmişten kalan
Aşka tarif yazdıran
Bir alaturka hüzün
Yüzün kıyıma vuran
Anne karnı huzur
Çocukluğumun sesi
Senden bana
Şimdi zamanı sızdıran
Şımartılmamış aşkın
Sessizliğe yakın
Kimbilir kaç yüzyıldır
Sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin
Ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun
Hakkını almış yılların
Elfida
Bir belalı başımsın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Elfida
Sen eski bir şarkısın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Şımartılmamış aşkın
Sessizliğe yakın
Kimbilir kaç yüzyıldır
Sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin
Ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun
Hakkını almış yılların
Elfida
Bir belalı başımsın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida
Hep aklımda kalacaksın
Elfida
Sen eski bir şarkısın
Elfida
Beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın
Elfida

Haluk Levent

Yaşamak

Bıçak sırtında yaşamak ve bir türlü aşağıya düşemeyerek kendime mesken edindiğim, gökyüzüne uzanan camdan duvarlarla çevrili, uçurumun kenarı. Bazen ellerim ve ayaklarımda vantuzlar olmasını diliyorum, hani şu ahtapotların kollarında olan zımbırtılar gibi, tırmanabildiğim kadar yukarıya tırmanmak için kim bilir belki tanrıya bile ulaşırım yeterince yükseğe tırmanabilirsem.

Uçurumun karşı kıyısını cehenneme benzetiyorum, yaşamın mutlak sona uzanmaya çalışan evrimi, uzaktan her şey o kadar renkli görünüyor ki içinde bulunduğum karanlıktan, tanrının ve kutsal kitapların esaretinde köleleşerek özgürleşen, birbirlerini ezerek büyüyen çaplı gövdelerin kutsal toprakları.

Yeni bir düzen kurmaya çalıştığım günden bu yana büyüyor hiçe olan saygım. Uçurumun karşı kenarından çok dibi cezbediyor, karanlığın içine gömülü hazine hiçlikten başka ne olabilir ki günden güne büyüyen hissizlik ve isteksizlik bir su damlası gibi sızdırıyor beni dibe doğru.

Belki de dünyanın en bencil insanıyım, düşünceleriyle sadece kendime zarar vererek yaşayan. Belki de kafamın içinde yaşayan herkesi öldürmeliyim, tanrıdan başlayarak. Bilemiyorum sırtıma yüklenen eğreti sorumlulukların ve zorunlulukların ne zaman sona ereceğini.

Belki sabaha vantuzlarım çıkar…

Not: Umut sen bu dünyadaki en büyük orospusun…